20 Haziran 2012 Çarşamba

From Paris with love: 5. gün

Paris'teki 5. günümüze hepimizin çok merak ettiği Musee d'Orsay ile başladık. Bu bina, daha önce bir tren garıyken müzeye dönüştürülmüş ve metronun 12. line'ındaki Solferino istasyonuyla ulaşmak mümkün. Üstelik yer olarak da çok merkezi, isterseniz yürüyebilirsiniz de.


Müzede tabii ki en çok Monet, Van Gogh ve Renoir'in eserleri var. İlk grdiğinizde küçük gibi görünmesine rağmen odacıklarıyla birlikte oldukça fazla eser barındırıyor içinde. Girişi de öğrenciler için 5.5 Euro.


Müzeden çıktıktan sonra ben Parc des Princes'i görmek için arkadaşlarımdan ayrılıyorum. Metroya doğru giderken ara sokaklardan birinde Annick Goutal'ı görüyorum. Burası, kişiye özel üretilen ve yüzyıllık parfümleriyle meşhur. Daha doğrusu bu parfümlerin hepsinin bir hikayesi var. Ben de içeri girip kişiye özel parfümlerle ilgili bilgi alıyorum ancak 200 Euro olduğunu öğrenince hiç bozuntuya vermeden iletişim için verdikleri kartla birlikte mağazadan çıkıyorum :)


Paris Saint-Germain stadı olan Parc des Princes'e metronun 9. line'ındaki Saint Cloud istasyonunda inerek ulaşıyorum. İndiğim yer alışkın olduğumuz Paris dokusundan çok farklı. Genellikle yeni binalar var ama onların da yüksekliği fazla değil. Üstelik çok da güzel bir muhit. Birkaç dakikalık yürüyüşten sonra da stadı görüyorum. 




İçeriye girip biletimi aldıktan sonra, yine 2 Arap'la ve rehberimizle birlikte tura başlıyoruz..





Burası eğlence odasıymış... Kazanılan maçlardan sonra bütün ekip burada kutlama yaparmış.
Çıkışta yine stadın butiğine uğrayıp koleksiyoncu arkadaşıma atkı, kendime de bi' ton süs eşyası alıyorum. Yalnız hayalim güzel bir t-shirt bulabilmekti ama ürünler pek iç açıcı değildi maalesef.

Daha sonra hemen yakındaki ve en merak ettiğim yer olan Roland Garros'a doğru yürüyorum ama acı gerçekle oraya gidince karşılaşıyorum; o gün tur yokmuş... Saat de 5'e yaklaştığı için aceleyle butiğe ve müzeye koşuyorum, birkaç parça bir şeyler alıp, "Nasıl olsa bi' gün maç izlemeye gelirim yea" diyerekten burdan ayrılıyorum.




Buradan çıkıp yemek yemek için arkadaşlarımla buluşmaya gidiyorum. Onlar da bütün günü Paris'teki sanat okulu olan Ecole des Beaux Arts'da geçirmişler. Hatta yöneticilerden biriyle exchange için dahi konuşmuşlar. Ancak ertesi gün ben de dayanamadığım için gitmiştim okula tekrar, o yüzden detaylı yazısı son günde olacak.

Yemek için planımız, Paris'in en eski restaurantlarından biri olan ve Odeon- Saint Germain bölgesinde bulunan Le Procope. Mekan 1686 yılından bu yana açıkmış. Tabii böyle bir yerin rezervasyon isteyeceğini unutup içeri giriyoruz. Resepsiyondaki hanım bize isterseniz masaların boşalmasını bekleyin diyor ama içerisi pek de boşalacakmış gibi görünmeyince biz de vazgeçip dışarıda rastgele bir şeyler yiyoruz.


Bu arada farkediyoruz bu bölgeler çok eski ve gerçekten yürümek de çok zevkli. Biraz oralarda takılıp otelimize dönerken ilk gün gittiğimiz Hotel de Ville'in önünde buz pateni yapmaya karar veriyoruz. Ancak saat  9'da kapandığı için yapamıyoruz. O meydanda biraz takıldıktan sonra, Paris'teki son günümüze enerjik uyanmak için otelin yolunu tutuyoruz!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder