2010 dünya basketbol şampiyonası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2010 dünya basketbol şampiyonası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2010 Pazartesi

Zaten Altını Hiç Sevmem!


Ne o öyle zaten, sarı sarı. Gümüş daha şık ve asildir hem.
Evet saçmalıyorum, çünkü çok mutluyum. Birçok insanın aksine dün gece Abd'ye yenildiğimiz için mutsuz falan değil sadece gururluyum.
Çünkü yaklaşık 10 gündür benim de yakinen takip ettiğim süreç hayatımın son zamanlardaki en güzel günleriydi. İnanılmaz şeker insanlarla tanıştım, çok sevdiğim insanlarla birlikteydim ve o güzel atmosferlerde inanılmaz eğlendim.
Çünkü bilmem farkında mısınız ama biz dünyanın en sempatik basketbol takımına sahibiz.
Çünkü bir de Tanjevic gibi tedavisini yarıda bırakan, inanılmaz fedakar bir basketbol koçumuz var. -Bu arada asıl onu zayıflamış görünce ağlamamı n'apıcaz onu hiç bimiyorum.
Seviyoruz Dev Adamlarımızı!


hidayet türkoğlu - nasıl sakinleşelim manyakmısın | izlesene.com

Dipnot: Bu arada yarı final ve final maçlarını atladım çünkü yarı final maçını maalesef yolda olduğum için yarım yamalak izledim, final maçındaysa sonuç zaten yazdığım gibi oldu.

9 Eylül 2010 Perşembe

2010 Dünya Basketbol Şampiyonası Çeyrek Final Maçları #1. Gün


Allahım ne geceydi ama! Bugün kural falan tanımayıp bizim maçtan başlamak isterdim ama olmaz, yapıma ters :)
Önclikle İspanya-Sırbistan maçı için Sinan Erdem'deyiz yine. İspanyol taraftarlar yine ilginç kostümleriyle sahadalar. Maç kıran kırana başlıyor ama benim için şeker insan Pau Gasol'u büyük ekranda gördüğüm an hayat duruyor, nerede oturduğunu görmeliyim! Aslında gün içinde basketbol aşkına hayran olunası insan sevgili İsmail Şenol'un twitter'dan duyurmasıyla Türkiye'de olduğunu öğreniyorum ve bu şaşkınlıktan tutulmamı bir nebze de olsa azaltıyor! Neyse uzun araştırmalarım sonucu nerede oturduğunu görüyorum ve o süreden sonra maça daha iyi konsantre olabiliyorum! -Bu arada Bernd Schuster ve Guti Hernandez de izleyiciler arasında.
Sırbistan maça inanılmaz yüzdelerle başlıyorlar, ilk periyot boyunca hiç 2 sayılık kaçırmıyorlar. Maçın göze çarpan yıldızları ise Navarro ve biraz kötü başlasa da sonra inanılmaz bir ekilde toparlayan Garbajosa oluyor. İlk yarı ise 49-41 Sırbistan üstünlüğüyle bitiyor.
İspanya 2. devreye 10-0'lık seriyle başlayınca toparlanacak mı diyoruz, çünkü Sırbistan'da birden inanılmaz top kayıpları başlıyor!
Son periyota gelindiğinde ise 25 saniye kala 89-89! Bu maça cidden kalp dayanmıyor! Ve devreye Teodosic giriyor. Muhtemelen o son 4 saniyede bütün Sırpların kalbini durduruyor çünkü maç boyunca izlediğimiz vasat 3lük yüzdesine rağmen 3'lüğü atıyor, ve bu sefer sayı! İlk yarı finalist Sırbistan oluyor!

Vee gecenin beklenen anı başlıyor! türkiye-Slovenya! Tribünler önce boş gibi görünse de sonradan neredeyse tamamen doluyor. Ayıca güzel bir taraftar topluluğu var, Çarşı grubu tabii. Sahayı coşturan onlar, fakat futbol izlemekle basketbol izlemeyi ayırt edemeyince bazen tatsızlık olabiliyor. Ve maçın sonuna doğru Beşiktaş diye tezahürat yapmaları ise biraz gereksiz kaçıyor. -Ama haklarını yemeyelim tabii, onlar olmasa o kadar canlı olamazdı salon muhtemelen.
Salonda maçı izlemeye gelen tanıdık yüzler de var. Benim gördüklerim; Ali Kırca, Fatih Altaylı, Aykut Kocaman, Rüştü Reçber, Sabri Sarıoğlu, Ayhan Akman, Mustafa Sarp (Barış Özbek de olsa kadro tam olcakmış! :)) Arda Turan ve Sinem Kobal var. Ayrıca Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül ve Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu da maçı Slovenyalı devlet adamlarıyla birlikte izliyorlar. Salona girdiklerinde ise pek hoş olmayan bir şekilde yuhalanıyorlar.
Maç karşılıklı basketlerle başlıyor. Sinan Güler her yerde! :) Dillere destan alan savunmamızla -ki bun şampiyonanın en az sayı yiyen takımı olarak da ispatladık- ilk yarıyı 50-31 önde kapatıyoruz.
Derken Ersan, ardından da Hidayet devreye giriyor ve biz müthiş yüzdelerle oynuyoruz. Öyle ki, Ömer Aşık bile serbest atışları sayıya çeviriyor! :)
Aradaki fark artık 25 sayıyı geçtiğinde, son periyotta başta Hidayet olmak üzere diğer oyuncular, Tanjevic'in önüne doğru Barış Ermiş'i itip oyuna girmesini sağlıyorlar. Bu kareyi gördüğümde ne kadar mutlu olduğumu anlatamam bile! Bu arada Slovenya taraftarından ses bile çıkmıyor :)
Sonrası, sonrası yarı final! 95-69 alıyoruz maçı. Dev adamlar seyircileriyle bütünleşip seviniyor ve gençlik marşını başlatıyorlar. Ve biz bu marşı o gece 50. kez söylemekten bıkmıyoruz!

Size güveniyoruz 12 Dev Adam ve biliyoruz ki bu güveni asla boşa çıkarmayacaksınız. Athena'nın da dünyanın en güzel taraftar marşında dediği gibi: "Her zaman yanındayız/yalnız bırakmayacağız/kalpler sende bir kez daha/şampiyon olacağız!!" :)

Dipnot: Yalnız maç sonrası Hidayet'in yine dünya tatlısı bir insan olan Irmak Kazuk röportajı şahaneymiş. -Bu arada seyirciyle en içli dışlı oyuncunun da o olduğunu söyleyeyim.
Irmak: Gel Hido sakin ol.
Hidayet: Ne sakini ya manyak mısın?! :))
Bu da hepsinin birlikte yine Irmak Kazuk'a verdiği röportaj (!):
http://webtv.hurriyet.com.tr/category.aspx?cid=4&vid=9562&bid=1

8 Eylül 2010 Çarşamba

2010 Basketbol Şampiyonası Eleme Maçları #4. Gün

Fotoğraf: Ntvspor
3. gün minik bir kaçamak yapıp maçlara gitmediğimi yazmıştım daha önce. 4. gün de Litvanya-Çin maçına üşengeçliğimden geç kaldığımdan, nefis olan bir Arjantin-Brezilya maçı izlemiş bulunduk.
Sinan Erdem'e girer girmez kapılar Litvanya'lı centilmen bir bey tarafından açılıyor ve yerlere kadar referans yapılıyor bize :) Sonrasında güzel bir muhabbetle maç için neşemizi buluyoruz. Yanımızdaki Brezilyalılar da etraflarındakileri kendilerini desteklemek için ikna etmeye çalışınca ortam daha da sevimli oluyor. Arjantin taraftarı ise tek kelimeyle harika! Bu arada maçı izlemeye her zamanki gibi Elano Blumer, Mert Nobre, Alex de Souza -hatta kendisi bir ara kalkıp t-shirt bile dağııtı. aslında dağıtamadı yere düşürdü desek de olur!- Ve ekstradan bir Arjantinli olarak yeni transferimiz Emiliano Insua!
Maça iki taraf da hızlı başlıyor ama Arjantin daha organize gibi. Onlar özellikle 3'lükler atarken Brezilya da maçın kahramanlarından Huartes ile sayılar buluyor ve ilk yarı 48-46 Brezilya üstünlüğüyle bitiyor.
Sonrasında ise maça aslında insan olmayan bir oyuncu Luis Scola çıkıyor ve şampiyonanın sayı kralı ünvanını da sürdürerek inanılmaz bir performans sergiliyor. Sonuçta 93-89 Arjantin üstünlüğüyle maç sona eriyor.
Salondan çıkıyoruz ama Arjantin'li taraftarların ve basketbolcuların sevinci görülmeye değer! Yollarda bile hala zaferlerini kutluyorlar :)
*Bu arada Kaan Kural'dan öğreniyoruz ki bizim ponpon kızlar meğerse CSKA kızlarıymış. Biz kesinlikle Efes kızlarını tercih ederdik!

7 Eylül 2010 Salı

2010 Basketbol Şampiyonası Eleme Maçları #2. Gün

Gecenin karesi :)
Yağmur çamur demeden yine Sinan Erdem'deyiz. Meydanda Türk taraftarlar toplanır mı diye bekliyoruz ama onların birçoğu biletleri günlük olmasına rağmen Slovenya-Avustralya maçına gelmemişler, direk bizim Fransa maçına yetişecekler anlaşılan.
Ve 18:00'da Slovenya-Avustralya maçı başlıyor. Sloven taraftarlar hiç daha önce grup maçlarında söylendiği gibi değil. Onların coşkusuna ortak olmayı çok istiyordum ben ama toplasak 50 tane ancak varlar. Başlarda yine iyi tezahürat ediyorlar fakat efsane boyutuna girecek kadar falan değiller. Avustralya taraftarı ise 15 tane ya var ya yok ama adamların sesini duyan olmuyor! Gerçi maçın neredeyse tamamı Slovenya'nın üstünlüğünde gitti, belki sebep bu olabilir ama bilemiyoruz tabi.
Bu arada bu maçla ilgili oldukça ilginç bir diyalogu da anlatmadan olmaz. Maçları genelde bir arkadaşımla izliyorum. Ara sıra bize eşlik eden 3. ve 4.ler olsa da anahtar kadro Didem ve benim :) Kendisi de tam bir basketvol aşığıdır fakat futbolda takım dahi tutmaz. Ofsaytı bile benden öğrenmiş bir insan, o derece. (Aslında öğrendiğinden de pek emin değilim ya ben neyse) Şöyle bir konuşma geçiyor aramızda:
Ben: Kewell hatrına Avustralya'yı tutuyorum sanırım, aslında favori Slovenya ama..
Didem: (Sahaya bakarak) Kewell hangisi?
...
Tabi benden uzun süre ses çıkmadığını tahmin etmek çok zor olmaz. Ölüp bitiyorum her yerde Kewell diye ama bunu en yakın arkadaşlarımdan biri bilmiyor, üstelik kendisini basketbolcu sanıyor. İnanılmaz! :)

Neyse, bu maç Slovenya'nın 87-58 ezici üstünlüğüyle bitince, Türkiye-Fransa maçı için gelen arkadaşlarımızla buluşup bir hayli eğleniyoruz. Saat 21:00'da da bizim maç başlıyor. Öncesinde Ömer aşık çıkıp serbest atış çalışıyor :) Salon çok kalabalık ama bizim bilet almak isteyip dolu olduğunu gördüğümüz koltukların hepsi boş. Sonradan öğreniyoruz ki onlar sponsorların dağıttığı biletlermiş, ne yazık. Futbol milli takımımız da tam kadro gelmiş, pek de coşkulu şekilde maçı izliyorlar, ne güzel bir görüntüydü esasen. Maç da oldukça güzel bir tempoda başlıyor, çıkacak mı çıkmayacak mı diye merak ettiğimiz ponpon kızlar çıkınca hepimiz rahat bir nefes alıyoruz! Seyirci de bir çok kişinin söylediğinin aksine oldukça iyi. zaten maç bizim üstünlüğümüzde geçtiği için bize çok da iş düşmüyor ki! Özellikle son 2 periyotta bir Sinan Güler çıkıyor ki ortaya, resmen inanılmaz! Bir önceki maçta Murat Murathanoğku'nun dediği gibi, Sinan'ın eli kolu her yerde! Üstelik öyle zarif, öyle şık asistler, sayılar yapıyor ki mükemmel. Tabi üstüne Hido'nun da 3'lükleri eklenince maç tadından yenmiyor. Canımızı sıkan tek durum ise maalesef Kerem Tunçeri'nin sakatlığı oluyor. Sonradan da sadece bileğinin döndüğünü ve ciddi bir durumun olmadığını görünce derin bir nefes alıyoruz! 95-77 fransa'yı yenerek yolumuza namağlup devam ediyoruz!

Yine maçla ilgili birkaç not aktaralım:
*Öncelikle şu seyircinin eleştrilmesi konusuna kafayı takmış bulunmaktayım. Salon resmen inledi, top Fransa'nın eline geldiğine ıslıktan, gürültüden geçilmedi ortalık. Genelde de üstünlük bizde olduğundan, çok fazla iş düşmedi seyirciye. Yalnız şöyle bir sorun var ki; o da salonu hemen boşaltmaya çalışmamız. Daha maç bitmemiş ama galibiyet kesinleşince herkes çıkıyor salondan ama bilmiyor ki esas güzel olanı o galibiyeti salondakilerle paylaşmak. :)
*Kenan İmirzalıoğlu da gelmişti maçı izlemeye, arkadaş insan bari maç izlerken karizmatik olmaz falan, adam hiçbir anda ödün vermiyor karizmasından :)
*Sonuç olarak, çeyrek finaldeyiz! Dev adamlarımıza güveniyoruz, slovenya maçında da yanlarında olacağız, Hep destek, tam destek!

Dipnot: 3. gün de biletimiz olmasına rağmen minik bir kaçamak yapıp gitmiyoruz, o yüzden direk 4. günden devam edeceğim anlatmaya. ;)

5 Eylül 2010 Pazar

2010 Basketbol Şampiyonası Eleme Maçları #1. Gün


4 Eylül 2010. Sinan Erdem Spor Salonu'ndayız. Öncelikle salondan bahsetmemek olmaz. Şampiyonaya yetişmek için alelacele bitirildiği belli de olsa, salon kesinlikle çok "görkemli" olmuş. Ben içeri ilk girdiğimde belki biraz daha sıcak (bu sıcak hem mecaz hem gerçek anlamda kullanılmıştır, zira donduk!) ve daha renkli olabilir diye düşündüm ama inşaatın yeni bitmesinden dolayı bazı eksikliklerin giderilememesi çok normal.
Saat 18:00'da Hırvatistan-Sırbistan maçı başlıyor. İki tarafın da seyircisi az ama Sırpların sesi yine de daha çok çıkıyor gibi. Hırvatistan maça üstün başladı, biz de az olan Hırvatların sesini duyurmak için onlarla birlikte "Hrvatska Hırvatska" diye bağırdık ama zaten bütün salon onların yanında, top Sırplara gelince inanılmaz bir yuhalama başlıyor. -Benim Hırvatları destekleme sebebim ise kesinlikle inanılmaz karizmatik olan koçlarından dolayı değil tabi, lütfen-
Hırvatistan inanılmaz hatalarla 73-72 maçı veriyor. Ve genellikle kişisel hatalarla. Sonuç olarak üzücü ama son 2 dakikası inanılmaz heyecanlı geçen bir maç izliyoruz. Hatta şöyle buyrunuz:



Saat 21:00'da ise heyecanla beklediğimiz İspanya-Yunanistan maçı başlıyor. Yunan seyirciler ellerinde davullar ve "Hellas" sesleriyle ortalığı inletiyorlar. İspanyollarınsa bir çoğu daha çok fiziksel olarak şova hazırlanmış gibi. İnek kostümleri, çiçekli elbiseler giyen erkekler vs.. Sahada ise güzel ama sıkıcı bir basketbol var. Hatta o kadar sıkılıyorum ki maçı bırakıp annemi ve babamı hal hatır sormak için arıyorum! Yanımızdaki İspanyol seyirciler de susunca işin iyice tadı kaçıyor. Ve sonuçta bizim desteklediğimiz taraf (eh yaptıkları onca oyundan ve koçumuza saygısızlık ettikten sonra Yunanistan'ı desteklemek olmazdı, komşu falan da kalmıyor bir yerden sonra) İspanya maçı 80-72 alıyor.

Maçlarla ilgili birkaç not:

*Bu ponpon kızlar harika! Sanırım her 2 maçta da çıkanlar farklıydı, hangileri Red Foxes hangileri değil anlamadım ama her ikisinde de büyülendim!

*Bascat'in biraz uyduruk bir maskot olduğunu düşünmüştüm, pek de yanılmamışım aslında. Sevimli evet ama uyduruk!

*Billboard'da Marc Gasol'un soyadını görünce bile inanılmaz heyecanlandım, hatta önce Pau'nın kardeşi olduğunu unutup "n'oluyo" oldum ama, acı gerçek; o Pau değil kardeşi Marc! Olsun, onu izlemek de büyük keyifti!

Bugün de yine merakla beklediğimiz 2 maç, Slovenya-Avustralya ve tabi ki Türkiye-Fransa maçlarında olacağım. Çılgın Sloven taraftarlarla maç izlemenin inanılmaz keyifli olacağından eminim ama, gönlüm Avustralya'dan da yana, aşamıyorum bunu! (Tabi ki Harry Kewell faktörü!) Bizim maçta ise bütün salonun ayakta olacağına şüphe yok, bol şans dev adamlar!

3 Eylül 2010 Cuma

A Trending Topic: Ersan İlyasova


Evet, ben de Ersan hastası bir insanım. -tabi ki sporuna ve kişiliğine! Basketbola geç başlamasına rağmen yeteneği, hırsı, oyun sevgisi, şu anda bizi NBA'de temsil ediyor olması ve Kaan Kural'ın defalarca dediği gibi "Ersan'ı izlemek kadar büyük bir keyif yok, yok, yok" gibi durumların bir araya gelmesi en büyük etken tabi ki. Ayrıca her zamanki gibi spora duygusallığını koymadan yapamayan bir insan olarak: yüzündeki masumiyeti. (Mesela bu masumiyet söz konusu Ender olunca yerini sevimliliğe, Kerem Tunçeri olunca da güvenilirlik duygusuna bırakabiliyor)
Neyse efendim, 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası başladığından beri, takımımızın en iyisi diyebiliriz sanırım Ersan için. Yunanistan maçı sırasında twitter'da trending topic oldu hatta! (Ersan'ı ve Ilyasova'sı ayrı şekilde de olsa) Tabi ki bu "iyi"lik maçlarda diğer oyuncularımızla sık sık yer değiştirse de, özellikle herkesin yorgunluktan döküldüğü Porto Riko maçında Ersan'ın hala aslanlar gibi olması, o salladığı 3'lüğe rağmen sonsuz bir krediye sahip olduğu için bunun -bence- sorun olmaması falan gibi durumlardan ayrıca özel bir oyuncu. Fakaat, beni asıl şaşırtan durum ise, birçok insanın oldukça gereksiz bulacağı üzere, Ersan'ın evli ve bir çocuk sahibi olması oldu! Tabi ki bu durumun ona olan sevgimi azalttığı yaşı çoktan geçmiş bulunmaktayım ama, haberi daha önce hiç duymamış olmam ve Ersan'da hiç evli ve çocuklu tipinin olmaması (bu tip de nasıl oluyorsa?) falan oldukça ilgi çekici geldi bana.
Bunlar da haberle ilgili linkler:
http://www.itusozluk.com/gorseller/ersan+ilyasova/96720
http://www.megabasket.net/haber_izle.asp?no=11542
http://www.nbatrky.com/milli-takimlar-ersan-ilyasova-kizimi-cok-ozledim-t96063.html?p=568242

30 Ağustos 2010 Pazartesi

En Kötü Formalar Serisi Vol. 2



Daha önce, 2010 Güney Afrika Dünya Kupası zamanında İspanya formalarının kötülüğünden yakınmıştım. Ama o neymiş ki? Baya, bildiğimiz nimetmiş. En azından bayraktaki renkleri harmanlayamamakla alakalıydı... Ama bugünkü A Milli Basketbol takımımızla Rusya maçı sırasında gördüğümüz Rusya formaları neydi? Sanırım otantik falan olsun diye bir takım şekiller yapılmaya çalışılmış ama olmuş mu? Olmamış...