9 Eylül 2010 Perşembe

2010 Dünya Basketbol Şampiyonası Çeyrek Final Maçları #1. Gün


Allahım ne geceydi ama! Bugün kural falan tanımayıp bizim maçtan başlamak isterdim ama olmaz, yapıma ters :)
Önclikle İspanya-Sırbistan maçı için Sinan Erdem'deyiz yine. İspanyol taraftarlar yine ilginç kostümleriyle sahadalar. Maç kıran kırana başlıyor ama benim için şeker insan Pau Gasol'u büyük ekranda gördüğüm an hayat duruyor, nerede oturduğunu görmeliyim! Aslında gün içinde basketbol aşkına hayran olunası insan sevgili İsmail Şenol'un twitter'dan duyurmasıyla Türkiye'de olduğunu öğreniyorum ve bu şaşkınlıktan tutulmamı bir nebze de olsa azaltıyor! Neyse uzun araştırmalarım sonucu nerede oturduğunu görüyorum ve o süreden sonra maça daha iyi konsantre olabiliyorum! -Bu arada Bernd Schuster ve Guti Hernandez de izleyiciler arasında.
Sırbistan maça inanılmaz yüzdelerle başlıyorlar, ilk periyot boyunca hiç 2 sayılık kaçırmıyorlar. Maçın göze çarpan yıldızları ise Navarro ve biraz kötü başlasa da sonra inanılmaz bir ekilde toparlayan Garbajosa oluyor. İlk yarı ise 49-41 Sırbistan üstünlüğüyle bitiyor.
İspanya 2. devreye 10-0'lık seriyle başlayınca toparlanacak mı diyoruz, çünkü Sırbistan'da birden inanılmaz top kayıpları başlıyor!
Son periyota gelindiğinde ise 25 saniye kala 89-89! Bu maça cidden kalp dayanmıyor! Ve devreye Teodosic giriyor. Muhtemelen o son 4 saniyede bütün Sırpların kalbini durduruyor çünkü maç boyunca izlediğimiz vasat 3lük yüzdesine rağmen 3'lüğü atıyor, ve bu sefer sayı! İlk yarı finalist Sırbistan oluyor!

Vee gecenin beklenen anı başlıyor! türkiye-Slovenya! Tribünler önce boş gibi görünse de sonradan neredeyse tamamen doluyor. Ayıca güzel bir taraftar topluluğu var, Çarşı grubu tabii. Sahayı coşturan onlar, fakat futbol izlemekle basketbol izlemeyi ayırt edemeyince bazen tatsızlık olabiliyor. Ve maçın sonuna doğru Beşiktaş diye tezahürat yapmaları ise biraz gereksiz kaçıyor. -Ama haklarını yemeyelim tabii, onlar olmasa o kadar canlı olamazdı salon muhtemelen.
Salonda maçı izlemeye gelen tanıdık yüzler de var. Benim gördüklerim; Ali Kırca, Fatih Altaylı, Aykut Kocaman, Rüştü Reçber, Sabri Sarıoğlu, Ayhan Akman, Mustafa Sarp (Barış Özbek de olsa kadro tam olcakmış! :)) Arda Turan ve Sinem Kobal var. Ayrıca Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül ve Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu da maçı Slovenyalı devlet adamlarıyla birlikte izliyorlar. Salona girdiklerinde ise pek hoş olmayan bir şekilde yuhalanıyorlar.
Maç karşılıklı basketlerle başlıyor. Sinan Güler her yerde! :) Dillere destan alan savunmamızla -ki bun şampiyonanın en az sayı yiyen takımı olarak da ispatladık- ilk yarıyı 50-31 önde kapatıyoruz.
Derken Ersan, ardından da Hidayet devreye giriyor ve biz müthiş yüzdelerle oynuyoruz. Öyle ki, Ömer Aşık bile serbest atışları sayıya çeviriyor! :)
Aradaki fark artık 25 sayıyı geçtiğinde, son periyotta başta Hidayet olmak üzere diğer oyuncular, Tanjevic'in önüne doğru Barış Ermiş'i itip oyuna girmesini sağlıyorlar. Bu kareyi gördüğümde ne kadar mutlu olduğumu anlatamam bile! Bu arada Slovenya taraftarından ses bile çıkmıyor :)
Sonrası, sonrası yarı final! 95-69 alıyoruz maçı. Dev adamlar seyircileriyle bütünleşip seviniyor ve gençlik marşını başlatıyorlar. Ve biz bu marşı o gece 50. kez söylemekten bıkmıyoruz!

Size güveniyoruz 12 Dev Adam ve biliyoruz ki bu güveni asla boşa çıkarmayacaksınız. Athena'nın da dünyanın en güzel taraftar marşında dediği gibi: "Her zaman yanındayız/yalnız bırakmayacağız/kalpler sende bir kez daha/şampiyon olacağız!!" :)

Dipnot: Yalnız maç sonrası Hidayet'in yine dünya tatlısı bir insan olan Irmak Kazuk röportajı şahaneymiş. -Bu arada seyirciyle en içli dışlı oyuncunun da o olduğunu söyleyeyim.
Irmak: Gel Hido sakin ol.
Hidayet: Ne sakini ya manyak mısın?! :))
Bu da hepsinin birlikte yine Irmak Kazuk'a verdiği röportaj (!):
http://webtv.hurriyet.com.tr/category.aspx?cid=4&vid=9562&bid=1

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder