![]() |
| Gecenin karesi :) |
Ve 18:00'da Slovenya-Avustralya maçı başlıyor. Sloven taraftarlar hiç daha önce grup maçlarında söylendiği gibi değil. Onların coşkusuna ortak olmayı çok istiyordum ben ama toplasak 50 tane ancak varlar. Başlarda yine iyi tezahürat ediyorlar fakat efsane boyutuna girecek kadar falan değiller. Avustralya taraftarı ise 15 tane ya var ya yok ama adamların sesini duyan olmuyor! Gerçi maçın neredeyse tamamı Slovenya'nın üstünlüğünde gitti, belki sebep bu olabilir ama bilemiyoruz tabi.
Bu arada bu maçla ilgili oldukça ilginç bir diyalogu da anlatmadan olmaz. Maçları genelde bir arkadaşımla izliyorum. Ara sıra bize eşlik eden 3. ve 4.ler olsa da anahtar kadro Didem ve benim :) Kendisi de tam bir basketvol aşığıdır fakat futbolda takım dahi tutmaz. Ofsaytı bile benden öğrenmiş bir insan, o derece. (Aslında öğrendiğinden de pek emin değilim ya ben neyse) Şöyle bir konuşma geçiyor aramızda:
Ben: Kewell hatrına Avustralya'yı tutuyorum sanırım, aslında favori Slovenya ama..
Didem: (Sahaya bakarak) Kewell hangisi?
...
Tabi benden uzun süre ses çıkmadığını tahmin etmek çok zor olmaz. Ölüp bitiyorum her yerde Kewell diye ama bunu en yakın arkadaşlarımdan biri bilmiyor, üstelik kendisini basketbolcu sanıyor. İnanılmaz! :)
Neyse, bu maç Slovenya'nın 87-58 ezici üstünlüğüyle bitince, Türkiye-Fransa maçı için gelen arkadaşlarımızla buluşup bir hayli eğleniyoruz. Saat 21:00'da da bizim maç başlıyor. Öncesinde Ömer aşık çıkıp serbest atış çalışıyor :) Salon çok kalabalık ama bizim bilet almak isteyip dolu olduğunu gördüğümüz koltukların hepsi boş. Sonradan öğreniyoruz ki onlar sponsorların dağıttığı biletlermiş, ne yazık. Futbol milli takımımız da tam kadro gelmiş, pek de coşkulu şekilde maçı izliyorlar, ne güzel bir görüntüydü esasen. Maç da oldukça güzel bir tempoda başlıyor, çıkacak mı çıkmayacak mı diye merak ettiğimiz ponpon kızlar çıkınca hepimiz rahat bir nefes alıyoruz! Seyirci de bir çok kişinin söylediğinin aksine oldukça iyi. zaten maç bizim üstünlüğümüzde geçtiği için bize çok da iş düşmüyor ki! Özellikle son 2 periyotta bir Sinan Güler çıkıyor ki ortaya, resmen inanılmaz! Bir önceki maçta Murat Murathanoğku'nun dediği gibi, Sinan'ın eli kolu her yerde! Üstelik öyle zarif, öyle şık asistler, sayılar yapıyor ki mükemmel. Tabi üstüne Hido'nun da 3'lükleri eklenince maç tadından yenmiyor. Canımızı sıkan tek durum ise maalesef Kerem Tunçeri'nin sakatlığı oluyor. Sonradan da sadece bileğinin döndüğünü ve ciddi bir durumun olmadığını görünce derin bir nefes alıyoruz! 95-77 fransa'yı yenerek yolumuza namağlup devam ediyoruz!
Yine maçla ilgili birkaç not aktaralım:
*Öncelikle şu seyircinin eleştrilmesi konusuna kafayı takmış bulunmaktayım. Salon resmen inledi, top Fransa'nın eline geldiğine ıslıktan, gürültüden geçilmedi ortalık. Genelde de üstünlük bizde olduğundan, çok fazla iş düşmedi seyirciye. Yalnız şöyle bir sorun var ki; o da salonu hemen boşaltmaya çalışmamız. Daha maç bitmemiş ama galibiyet kesinleşince herkes çıkıyor salondan ama bilmiyor ki esas güzel olanı o galibiyeti salondakilerle paylaşmak. :)
*Kenan İmirzalıoğlu da gelmişti maçı izlemeye, arkadaş insan bari maç izlerken karizmatik olmaz falan, adam hiçbir anda ödün vermiyor karizmasından :)
*Sonuç olarak, çeyrek finaldeyiz! Dev adamlarımıza güveniyoruz, slovenya maçında da yanlarında olacağız, Hep destek, tam destek!
Dipnot: 3. gün de biletimiz olmasına rağmen minik bir kaçamak yapıp gitmiyoruz, o yüzden direk 4. günden devam edeceğim anlatmaya. ;)



sabri içeri alınmasın , boşuna geriliyoruz.
YanıtlaSilbasketi neredeyse atıyodu ama :))
YanıtlaSiltürkler ucuyor arkadaşlar
YanıtlaSil